• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • http://facebook.com/hsnrtky
  • https://twitter.com/hsnrtky
Üyelik Girişi
Site Haritası

KİBİR VE TEVAZU

KİBİR VE TEVAZU HUTBE

قاَلَ اللّٰهُ تَعَالَى ف۪ي كِتَابِهِ الْكَرِيمِ:

أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطاٰنِ الرَّج۪يمِ، بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحي۪مِ

﴿وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبي۪لِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّٰهَ لاَ يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُورًا﴾[1] صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ.

وَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ف۪ي حَدِيثٍ:

﴿...لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كاَنَ ف۪ي قَلْبِهِ مِثْقاَلُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ﴾[2] صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ ف۪يمَا قَالَ اَوْ كَمَا قَالَ.

Aziz Mü'minler!

Bu haftaki hutbemizin konusu, kibir ve tevazu hakkındadır.

Kibir; kendini başkalarına karşı yeterli ve büyük sayıp, "Hakkı reddetmek ve başı gözü ile insanlarla alay etmektir."[3]

Tevazu ise: Kibrin zıddı olarak alçakgönüllülük, hoş ve beğenilen işlerle uğraşmak, sevgi ve saygı ile karşılık vermek manasına gelir.

Kibir; Allah'û Teâlâ’nın hiç kimseye lâyık görmediği bir sıfattır. Zira kibir ve azamet, yalnız ve yalnız Allah'û Teâlâ’ya mahsustur. Her şeyden üstün ve güçlü olan Allah (c.c.), bu konuda şöyle buyurur:

"Azamet ve kibriya benim elbiselerimdir. Bunlar için benimle çekişeni helâk ederim."[4]

O halde, insanlara yakıştırılmadığı halde çalım atarak kibirlenenler Allah'û Teâlâ ile çekişmiş olurlar.

Nitekim kibirlenenler, kibirlerinden dolayı hak ve hukuk çizgilerini göremez, duyamaz ve hissedemezler. Çünkü hakikat perdesi mütekebbirlere kapalıdır. Onu aralamak ancak tevazu kılıcıyla mümkündür ki, o da, Hakk'a kayıtsız şartsız boyun eğerek: "İlâhi! Sen göstermezsen biz göremeyiz, sen duyurmazsan biz duyamayız, senin emrin olmazsa aldığımız nefesi bile veremeyiz..." demekle mümkün olur.

Muhterem Cemaat!

Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri, hutbemizin başında okuduğum ayeti kerimede mealen şöyle buyurmaktadır:

"Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah, kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez." [5]

Evet, dikkat buyuralım!

Kibir; insanı şeref ve izzet yönünde yükseltmek yerine; insanlık olgularını düşüren, yaptığı ibadetleri geçersiz kılan ve ilâhi mükâfatlardan mahrum eden çok kötü bir hastalıktır. Bu sebepten dolayı peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

"Kalbinde, zerre miktarı kibir bulunan kimse (cehenneme girmeden) cennete giremez."[6]

Değerli Mü'minler!

Bir Allah dostu şöyle der: "Benim evvelim kıymetsiz bir meni, sonum ise murdar bir leştir. Ondan sonra benim amellerimi teraziye koyarlar. İyiliklerim ağır gelirse o zaman kârdayım; eğer ağır gelmezse, benden daha çok ziyana düşmüş kimse yoktur."

Peygamberimiz de: "Kibir havasından Allah'a sığınırım" buyururken, artık bizler ne cür'etle kibirlenerek Rahman'ın isteği dışında hareket ederiz.

Kıymetli Müslümanlar!

Gün bugündür, bugünün yarını olmayabilir. Kibir afet; tevazu rahmettir. Bizde olan başkasında olmayabilir. Ancak şunu iyi bilelim ki, başkasında olan da bizde yoktur.

İlim sahibi olabiliriz, olmalıyız da; fakat ilimden dolayı kendimizi beğenmemeliyiz. Şeytandan çok bilen yok ama kibri onu felâkete götürmüştür.

İbadette de asla kibre düşmemeliyiz, çünkü kibir, ibadeti geçersiz kılar.

Asalet, renk ve ırk konusunda da kibirlenmeyelim. Hepimiz Âdem'in çocukları değil miyiz?

Güzel veya yakışıklı olabiliriz, bunu veren Allah değil mi? Her an sakatlanıp çirkinleşebiliriz diye düşünmeli ve halimize şükretmeliyiz.

Zenginlik de kalıcı değildir. Zira hepimiz üç beş metre kefenin sahibi, diğer malların hamalıyız.

Dünyada neyimiz varsa, hiçbirine gerçek manada sahip çıkamıyoruz. Kendi ruhumuzu bile elimizde tutamıyoruz ki onu ölüme teslim ediyoruz.

Güç ve kuvvet, makam ve mevki, aşiret ve milliyet bunların hepsi yalan dünyanın oyuncaklarıdır. Kibre değil, tevazu ve şükre sebep olmalıdır.

Cenab-ı Mevla’m cümlemizi kibir ateşinden koruyup kendisini ve yarattıklarını seven ve onlara gereği gibi değer veren mütevazı kullarından eylesin.

أَلاَ إِنَّ أَحْسَنَ الْكَلاَمِ وَأَبْلَغَ النِّظاَمِ...

[1]           Nisa Suresi: 36

[2]           Riyazü's Salihin Tercümesi. S. 470

[3]           Müslim: İman/47

[4]           Riyazü's Salihin Tercümesi. S. 470

[5]           Nisa Suresi: Ayet 36

[6]           Riyazü's Salihin Tercümesi: S. 468


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret332980
KİTAPLARI İNCELEME SAYFASINA GİDİN